Özgüleme anlatım nedir ?

Erkutlu

Global Mod
Global Mod
Bir Cümleyle Başlayan Hikâye

Geçen yıl bir atölye çalışmasında yaşadığım küçük bir an, “özgüleme anlatım” kavramını bana kitap tanımlarından çok daha iyi öğretti. Masanın etrafında on iki kişiydik. Konu basitti: “Sonbaharı anlatın.” Herkes bir şeyler yazdı. Kimi “Hava soğudu” dedi, kimi “Yapraklar döküldü.”

Ama içimizden biri, Emre, kâğıdına şunu yazdı:

“Akşamüstü, üniversitenin taş merdivenlerinde, rüzgârın savurduğu sarı yapraklar ayakkabımın içine doldu.”

Bir diğeri, Zeynep, şöyle yazmıştı:

“Annemin balkonundaki sardunyalar birer birer solarken, çayın buharı camı buğulandırıyordu.”

İkisi de sonbaharı anlatıyordu ama bambaşka bir şekilde. İşte o gün, özgüleme anlatımın ne olduğunu sadece anlamadım; hissettim. Siz hiç aynı kavramın, bir ayrıntı sayesinde bir anda canlandığını fark ettiniz mi?

Özgüleme Anlatım Nedir? Tanımın Ötesi

Türkçe anlatım tekniklerinde “özgüleme”, genel bir kavramı özel, somut ve belirgin özellikleriyle verme biçimidir. Türk Dil Kurumu’nun açıklamalarına göre “özgülemek”, bir şeyi kendine özgü nitelikleriyle belirtmek anlamına gelir. Anlatımda özgüleme ise, genel bir yargıyı somutlaştırarak, belirli ayrıntılarla daraltarak ifade etmektir.

Örneğin:

“Çiçekler güzeldir.” genel bir ifadedir.

“Mor menekşeler, pencerenin önünde sabah güneşini bekler.” ise özgülemedir.

Burada anlatım, genelden özele iner; belirsiz olanı belirgin kılar. Aristoteles’in Retorik’te sözünü ettiği “somut örnekle ikna etme” yaklaşımı da aslında özgüleme anlatımın tarihsel köklerine işaret eder. Soyut düşünceyi somutlaştırmak, insan zihninin anlamlandırma biçimiyle doğrudan ilişkilidir. Nörobilim araştırmaları da (örneğin, Paivio’nun Çift Kodlama Kuramı) somut imgelerin zihinde daha kalıcı olduğunu gösterir.

Peki bu sadece bir edebiyat tekniği mi? Yoksa toplumsal iletişimimizin temel taşlarından biri mi?

Bir Sınıfta İki Farklı Yaklaşım

Atölyede tartışma ilerledikçe Emre ve Zeynep’in metinleri üzerinden konuşmaya başladık. Emre, mühendislik öğrencisiydi. Yazarken stratejik davranmıştı. “Genel ifadeler kimseyi etkilemez,” dedi. “Okuyucuya sahne kurmalısın.” Onun yaklaşımı çözüm odaklıydı: Daha etkili anlatım için daha belirgin detay.

Zeynep ise psikoloji okuyordu. O, özgülemenin sadece görsel ayrıntı olmadığını savundu: “Bir şeyi özgülemek, onun insanla kurduğu ilişkiyi göstermektir.” Annesinin balkonu, çayın buharı… Bunlar sadece nesne değil; bir bağın temsilcisiydi.

İkisi arasında bir karşıtlık yoktu; tamamlayıcılık vardı. Emre anlatımın teknik gücünü vurguluyordu. Zeynep ise anlatımın insani yönünü. Biri stratejik netlik, diğeri ilişkisel derinlik peşindeydi.

Sizce etkileyici bir metin hangisiyle kurulur: Doğru yapı mı, doğru duygu mu? Yoksa ikisinin dengesi mi?

Tarihsel Bir Yolculuk: Divan’dan Günümüze

Özgüleme anlatım aslında yeni bir kavram değil. Divan edebiyatında sevgilinin “servi boylu” oluşu, yanağının “gül”e benzetilmesi; halk edebiyatında “kara kaşlı yar” gibi ifadeler hep belirli özelliklerle daraltma, yani özgülemedir. Tanzimat döneminde realizm akımıyla birlikte özgüleme daha da belirginleşmiştir. Halit Ziya’nın romanlarında mekân tasvirleri, karakteri yalnızca anlatmaz; onu özgüleştirir.

Modern çağda ise reklamcılık ve dijital içerik üretimi özgüleme anlatımı stratejik bir araç olarak kullanıyor. “Kaliteli ürün” demek yerine “%100 geri dönüştürülmüş camdan üretilmiş, 350 ml hacimli termos” demek, tüketiciye daha güvenilir gelir. Nielsen’in 2021 tüketici güveni raporuna göre, somut veri içeren açıklamalar, soyut vaatlere kıyasla %30’a kadar daha yüksek güven algısı oluşturabiliyor.

Demek ki özgüleme sadece estetik değil, aynı zamanda güven inşa eden bir araç.

Toplumsal Boyut: Kimlik ve Temsil

Hikâyemiz atölyede devam ederken konu kimlik anlatımına geldi. Bir katılımcı “Gençler umutsuz” dedi. O an sınıfta bir sessizlik oldu. Zeynep söz aldı: “Hangi gençler? Hangi koşullarda?”

İşte özgüleme burada toplumsal bir sorumluluğa dönüşüyor. Genelleme çoğu zaman belirsizlik üretir; özgüleme ise görünmeyeni görünür kılar. Sosyolog Pierre Bourdieu’nün dediği gibi, dil sadece iletişim değil; güç alanıdır. Kimi özgülediğimiz, kimi genellediğimiz önemlidir.

“Kadınlar duygusaldır” gibi genellemeler yerine, “Bu projede Ayşe’nin ekip içi iletişimi güçlendiren yaklaşımı süreci hızlandırdı” demek hem daha adil hem daha gerçektir. Aynı şekilde “Erkekler sonuç odaklıdır” yerine, “Murat veri analizini hızlandırarak karar süresini kısalttı” ifadesi özgülemedir.

Özgüleme, bireyi kalabalıktan ayırır. Sizce kamusal tartışmalarda daha fazla özgüleme kullanılsa, önyargılar azalır mı?

Bir Deney: Genel mi, Özgül mü?

Atölyede küçük bir deney yaptık. İki metin okuduk:

1. “Şehir kalabalıktı.”

2. “Metrobüs durağında, sabah sekizde, insanlar omuz omuza ilerliyordu.”

Katılımcıların %90’ı ikinci metni daha etkileyici buldu. Bunun nedeni basit: İnsan zihni somut sahneyi işler, hayal kurar ve bağ kurar.

Benzer bir bulguyu Stanford Üniversitesi’nde yapılan anlatı ve ikna üzerine çalışmalarda da görüyoruz: Somut ayrıntı içeren metinler, soyut metinlere göre daha yüksek hatırlanma oranına sahip.

Demek ki özgüleme anlatım sadece estetik değil; bilişsel olarak da güçlü.

Hikâyenin Sonu: Bir Cümle Değişirse

Atölyenin sonunda herkes ilk yazdığı cümleyi yeniden düzenledi. “Sonbahar geldi” diyen biri, metnini şöyle değiştirdi:

“Parkta bankların altı kestane kabuklarıyla doldu.”

O an fark ettik ki özgüleme anlatım, dünyaya daha dikkatli bakmayı gerektiriyor. Detayı görmek, ayrıntıyı seçmek, gözlemlemek… Belki de mesele sadece yazı tekniği değil; hayata yaklaşım biçimi.

Siz yazarken ya da konuşurken ne kadar özgüleme kullanıyorsunuz? Bir durumu anlatırken genel yargılara mı yaslanıyorsunuz, yoksa ayrıntıyı mı seçiyorsunuz?

Belki de özgüleme anlatım, sadece bir dil tekniği değil; insanı gerçekten görmenin bir yolu.